Yokluklar içinde varı arayan biriydi. Kısmete de inanıp yola çıkardı. Ummadığı bir yolu tutup, oradaki yeni güzellikleri sırtlamaya karar verdi.
Uzun yolların ucunda biri vardı. Bunu fark ettiğinde gün batmak üzereydi. Merak etti kimdi acaba? Hiç kımıldamadan duruyordu...
Her adım onu meçhule yaklaştırdı ve her adım daha bir tutkuyla atıldı yolun üzerine.
Yaklaştıkça bir şeyler netleşeceğine günün yavaş yavaş batması üzerine soru işaretleri çoğalmaya başladı. Meçhule varıncaya kadar, ışıkların ışıltısıyla, yorgunluğun ve tutkunun etkisiyle dönülmez oldu o yol; yanlış olduğunu artık anlamaya başlasa da.
İşte vardı...
Bir uçurum , kenarında onu beklemediği halde büyülendiği saçların sahibi ve bir kişilik yolculuk. Ummadığı anda ummadığı bir tutkuyla aklının ucuna bile gelmeyen bir yolculukla yürüdü o uzun yolda.
Gideceği yol artık uçurumun ucunda tükeniyordu. Ya ilerleyecekti üstün körü adımlarla yada büyülendiği saçları koklayacaktı sadece rüyalarda.
Seçti, meçhulle ömür boyunca rüyasında olmayı. Onu yalnız gönderdi uçurumun eteklerine. O düşerken saniye saniye, eridi bitti bıraktığı esintiyle ...
.seyyah.
[/b]