--------------------------------------------------------------------------------
> >
> > Kapı Çalar...
> > Çalmadan içiniz titremiştir zaten "O" dur
> gelen. Yüzyıllardır
> > bekliyormuş gibi koşarsınız kapıya. Oysa dün
> gece ayrılmışsınızdır.
"Nerede kaldın?" dersiniz.
> "Öyle özlemiştim
> > ki..." Sarılırsınız bir daha kopmamacasına,
> > Kapı Çalar...
> > Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz.
> Dönüp yeniden koltuğa
> > gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine
> kimse yok, tam o sırada
> > bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun
> oğlu, elindeki sopayla zile
> > uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz
> getirirken kendi
> > kendinize söylenirsiniz. "Elbette göremem.
> Keratanın boyu bir
> > metre.."
> > Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı....
> >
> > Kapı Çalar...
> > Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız.
> Askerdeki oğlunuz haber
> > vermeden izne çıkmıştır. "Oğlum benim.." diye
> hasretle kucaklarken
> > gözyaşlarınızı zaptedemezsiniz. Mutluluğunuz
> oğlunuzun izni kadar uzar...
> >
> > Kapının her çalışında sanki mutluluğa
> koşmaktasınız. Huzur tüter
> > gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil
> sesi arar...
> > Ve kapı çalmaz.
> > O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı
> kırmıştır. Alıp gider sizi,
> > şaşırırsınız. "Niye haber vermedi?" diye içinizden
> geçirirken;
> > "Doğduğundan beri zile basmaktayım" der. Bir
> şeyler söylemek istersiniz o
> > an. Ama o andan sonra diliniz dönmez.
> >
> > Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir...
> >