hit tracker
Sakarya Üniversitesi Öğrenci Topluluğu
Eylül 08, 2008, 07:06:08 am *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: GencSau Magazin | Eylül
 
  Ana Sayfa   Forum   Yardım Takvim Duyurular Yonetim Kadrosu Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 ... 12 13 [14] 15 16 ... 53   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Matematik bölümü  (Okunma Sayısı 8197 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ayçiçek
Tanrı Misafiri
*

Site puanı: 0
Offline Offline

Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2007
Mezuniyet Yılı: Devam
Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #130 : Ocak 13, 2008, 03:24:02 pm »

ben de bıktım teo ezberlemekten işlem yapmak istiyorumm artık
Logged
ermurat
Tanrı Misafiri
*

Site puanı: -4
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 23



« Yanıtla #131 : Nisan 19, 2008, 11:27:13 pm »

projem hakkında yorum yapmaya çalışanlara gazetede yayınlanmış yazımdan (hiçbirşey sizin düşünebileceğiniz seviyelerde ki gibi basitlikte değil):

15 SENE İÇİNDE LİDER ÜLKE TÜRKİYE

Takvimler 2023’ü gösteriyordu. Televizyonda ki belgesel Son 15 yıl da her alanda büyük yol kat eden 100 yaşına ayak basan Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyordu.
“İnanılmaz bir olaydı bu ki 15 yıl önce bir avuç eğitimcinin kendi dershanelerinde başlattıkları daha sonra özel okullara oradan da milli eğitimde uygulanan sistemdi yükselişi başlatan. Eğitim sisteminde zekâ türüne göre hangi alanda yetenekli ise oraya doğru biçimde yönlendirilen bireyler eğitimlerinin sonucunda en iyi performansa ulaşıyor vizyoner idealist özgüven sahibi üretken düşüncesi gelişmiş Mustafa kemal’in deyimiyle fikri hür vicdanı hür nesiller -Türk Milleti- tabirinin içini dolduruyordu. Bu eğitim sürecinden geçen bilim adamlarımız makale sayılarıyla dünya çapında zirveye yerleşiyorlar. Bilim dili Türkçe oluyordu. Diplomatlarımız yurt dışında masada kaybetmeyle ünlü olan devletimizin makûs tarihini değiştiriyordu. Uluslar arası sapkın cani tarikatlar ile bağı olmayıp tamamen Anadolulu olan iş adamlarımız dünya devleriyle girişilen rekabetten zaferle çıkıyor kazanılan para mazlum milletlerin göğüslerine mermi olarak değil midelerine gıda olarak giriyordu. Zaten güçlü olan ordumuz - ki 15 yıl önce bile terörle mücadelede dünya ortalaması olan 7 askere 1 terörist oranını tersine çevirerek 1 asker vererek 8 terörist alır durumdaydı- tek eksiği olan askeri teçhizat bakımından dışa bağımlını sıfıra indirmişti. ASELSAN girdiği ihalelerin çoğunu alan dünya çapında savunma sanayinin bir numaralı ismi haline gelmişti. Tüm notalara rağmen Irak ve Afganistan’dan çıkmayıp insanlık dışı fiiliyatlarına devam eden Amerika’yla, Irak topraklarında başlayan, Türk-Amerikan Savaşı 2 haftalık bir sürede Türkiye’nin zaferi ile sonuçlanmış, bu güç gösterisi karşısında başta İsrail olmak üzere insanlık kavramını içselleştirememiş zalim odaklar zulümlerinden vazgeçmek zorunda kalmış dünya Osmanlı İmparatorluğundan sonra hasretle beklediği barış ortamına kavuşmuştu. Avrupa birliği sınıf savaşlarını önlemek için geri ülkelerden alıp kendi işçi ve çiftçi sınıfına verdiği karşılıksız kaynaklarını alamaz olmuş dolayısıyla ortaya çıkan iç karışıklıklar birliği yıkılma noktasına getirmişti. Bunun karşısında ise Atatürk’ün “gelecekte görüyorum” ve de Japon büyükelçisine “sizinle bir gün Çin’de karşılaşacağız” cümlesinden imaen anlaşılan liderliğini Türkiye’nin yaptığı başlıca üyelerini Türkî Cumhuriyetleri’nin oluşturduğu TÜRK BİRLİĞİ yükselen güç konumuna geliyordu.” Belgesel anlam veremediğim duygularımın göz bebeklerimdeki yansımasıyla bitiyordu ve aynı göz bebeklerim zaman kavramının sorgulanamaz göreceliğinde Taksim Meydanından karınca kolonilerine benzeyen insan çokluğuna bakıyordu. Ortada fark edemediğim bir farklılık vardı sanki. Bu hissin dikkatimi celp ettiği gençlere yoğunlaştım. Bir zamanlar telefonlarıyla girdikleri samimi ilişkiden parmakları felç olan, yayılan zararlı dalgalardan düşünce bozuklukları meydana gelen, kültür anlam ve ahlak çöküntüsü içerisindeki gençler artık Mevlana’nın “hürriyeti kulluğa satmam ben” sözünü düzünden okuyarak içini doğru şekilde yani sosyolojik psikolojik ve fizyolojik negatif güdülenmelerinden kurtularak dolduruyorlardı.
Çektim kendimi hayallerimden. Gözden geçirince yüzümde hafif bir alaycı gülümseme oluştu, dur dedim kendime kendimden utanarak. Bu zaten istediğim Türkiye değimliydi? Yoksa bende ulaşılamaz ya da ulaşamayacağım durumlar bahsinde alay merciine sığınarak düşük mahlûkat seviyesine inenlerden miydim? Muhammet bozdağ demiyor muydu ki “yeryüzünde kimse, alay edenden daha idealsiz; dolayısıyla daha değersiz değildir”. İnançlarım zayıfladığı zaman bakıp imanımı artırmak için topladığım hikmetli sözcüklerin olduğu dosyayı çıkardım. İlk gözüme ilişen Oktay Sinan oğlu’nun “ kendinden daha fazla önemsediği amacı olmayan insanın böcekten farkı yoktur” sözü, Mehmet Özen hocanın yine aynı insanla ilgili “mutfak ile tuvalet arasındaki köprü” nitelendirmesi, insanı hayvanlardan ayıran şerefli sözlerdi.
Sorularla düşünme bu olsa gerek. Sordum kendime niye olmasın? Bu zamana kadar neden olmamıştı peki? Sorunun temelini bulmak lazımdı, sorun neydi peki, kırılmayı hangi noktada yaşamıştık millet olarak?
16. yy’ın ikinci yarısından başlamak üzere Osmanlı’nın eğitim kurumalarındaki sözde İslam’a dayandırılmış “dünya fanidir, nimetleri de sahte ve aldatıcıdır.” düşüncesi halkta insanca yaşama teşebbüsünü köreltmiş, skolastik bir anlayışla dinde var olan “ilim Çin'de olsa gidiniz” sözünü görmeyerek medreselerde pozitif bilimlere gerekli önem gösterilmemiştir. Avrupa’da gözlem ve deneye inceleme yöntemlerine dayanan, üretken düşünceyi hedefleyen eğitim sistemi dünyada meydana gelen milli siyasi ve sosyal olayları analiz edebilecek insanları yetiştirmekten yoksundu. Nitekim bilimsel gelişmeler ile teknik ve lojistik yönünden ordularını yenileyen Avrupa devletleri dünyada siyasi otorite haline geliyorlardı. Denizlerde de önemli açılımlarda bulunmuş yeni ticaret yolları bulunmuş Osmanlının gölü Akdeniz önemini yitirmiş, yeni bulunan Amerika kıtasından getirilen altın ve gümüşler Osmanlı içlerine girdiğinde Türk parasının değeri düşmüş, para değer kaybettikçe Türk hammaddeleri Avrupalılar için çok ucuz hale gelmiş, yerli sanayi yıkılmaya yüz tutmuş ithalat artmış, toprak düzeni bozulmuş, halk kitlelerinin yerlerini değiştirmesine yol açmıştır, endüstri devrimi ile ekonomi çökme noktasına gelmiştir. Çareyi borç almakta sanan yönetim umduğunu bulamamış, kendisini yıkıma götüren ekonomik ve siyasi bağlılığını bu sayede Avrupa’ya sunmuştur. Kurtuluş savaşında ki zaferle kısmi başarı bağımsızlık elde edilmişti fakat bu yetersizdi. Sorunun çözümü kılıcın değil kalemin keskinliğindeydi. Atatürk bunu görmüş eğitime özel önem vermiş bu yolda önemli adımlar atmış fakat ömrü yetmemişti. Ondan sonra da yapılan gizli antlaşmalarla milli eğitim Amerika’nın eline teslim edilmişti. Yani bir bilim adamının dediği gibi milli eğitim ne milli ne de eğitimdi artık. Dolayısıyla Türkiye cumhuriyetide geri kalmış ya da yumuşatılmış tabirle “gelişmekte olan devlet” statüsünde idi fakat bir türlü gelişemiyordu. Bu durum tabi yalnız Türkiye’yi ilgilendirmiyor, yeryüzünün dört bir yanında kan gözyaşı dinmiyordu, tarihte yalnız Türker’in egemenliği zamanında olan barış ortamı bekleniyordu. İsmini sayamayacağım kadar çoklukta olan milletler Türkiye’nin liderliğini kabul edeceklerini belirtip sorunların çözümünde Türkiyecin insiyatif almasını istiyordu. Çünkü dünya üzerinde ki hiçbir millet adımlarını “nizamualem” (âleme nizam getirme) ülküsü ile atmamıştı. İnsanlık Türkiye'ye muhtaçtı.
Serüven böyleydi. Filmi geri sardığımızda en önemli noktanın üretimsizlik, vasıfsız üretemeyen yaratıcı düşüncesi olmayan insan sorunu olduğu gayet net görülüyordu. Cumhuriyet sonrası dönemin en önemli bir sorunu da demokrasiye geçişin bireylere tanımış olduğu seçme ve seçilme hakkıydı ki bu büyük bir sorumluluk istiyordu, öncesinde ki gibi yönetim için yetiştirilenler değil (ki ne kadar eğitimli?) halktı kendini yöneten. Demokrasi tanımı bireylerin seçim yapmak için gerekli seviyede olmasını zorunlu kılıyordu. Atatürk kurtuluş savaşını gerçekleştiren bu milletin kendini yönetebileceğine inanmış fakat Oktay Sinanoğlu’nun “artık Türk milleti yok” tespiti bizi çok ciddi bir durumla karşı karşıya bırakıyordu. Durum şuydu, insanlar; gelişimi hazırlayacak yaratıcı düşünce, geniş görüşlülük, idealsizlikte, kendini yönetecek milli bilinç, kültür, özgüven eksikliğindeydi
Psikolojide ki öğrenilmiş çaresizlik olgusu, Türkiye’de yeni bir boyut kazanıyor öğretilmiş çaresizliğe dönüşüyordu. Arabesk müzik, Yeşilçam filmleri, sömürge aydınları, felaket romancıları, güdümlü medya, vesairenin halkın bilinçaltına yüklediği “ben ve biz”in çaresizliği karşısında “o ve onlar”ın üstünlüğü genellemesi eylemsizliği getiriyor, kişisel ve toplumsal sorumluluk duygusunu sıfıra indiriyordu çünkü onlar hep güçlüydü ve bizim kaderimizi çekmekten başka yapacak bir şeyimiz yoktu. Kötü kalpli kız ya da çocuk sevgimize karşılık vermiyor ya da duygularımızla dalga geçiyordu ama hep eylemi o taraf yapıyor biz sadece izliyor ya da “Allah belanı versin, Allah seni kahretsin…” türünden küfürlerle oto tatmin yapıyorduk fakat Allah onun değil bizim belamızı veriyor oramız buramız yamuluyordu (misal: YK). Kriz oluyor A ülkesi, ihtilal oluyor B ülkesi, deprem oluyor C finans kuruluşu, bizim köyün delisi ölüyor D istihbarat teşkilatı yapıyor, biz ise bu sırada mutfakta ağzımızla aldığımız herhangi bir yiyecek karışımını boşaltım işleri müdürlüğünün deposuna edep kurallarına uygun bir şekilde taşımak gibi çok kutsal bir görev ifa ediyorduk. Şu Mevlana'yı bir anlasak tüm iş çözülecek demiş ki derviş “ne arıyorsan kendinde ara”. Rakibin işi tabiî ki de çalım atmak olacak, burada çalım yediğimiz için üzülmek küfretmek yerine, bir daha böyle çalımlar yememek için kendimizi geliştirmeliyiz mesele buydu. Nasıl bir gelişim peki diye kendime sorduğum soruların cevapları yavaş yavaş bir fikir, proje haline geliyordu. Proje Şeyh Edebalı’nın deyişiyle “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturundan hareketle bireyin seviyesi maksimum noktaya getirilecek, bireyin oluşturduğu toplumda seviye atlayacak ve dolayısıyla Türkiye lider ülke konumuna gelecekti. Detayları ise şöyleydi; çocukların eğitimi daha dünyaya gelmeden anne babalarına verilen zorunlu -ebeveyn eğitim kursları- ile başlayacak, bu kurslarla eğitimli ebeynler çocuklarını zihinsel fizyolojik psikolojik yönden en iyi şekilde yetiştirecek, okulda ise dallarında uzman eğitimci kadrosu ve SEL(sosyal ve duygusal öğrenim) NLP(beyin dili programlaması) programları ile destekli eğitim verilecekti. Bu noktaya pat diye gelinemeyeceğinden özel teşebbüslerin katkıları desteklenmeli, eğitim danışmanlık şirketleri, dershaneler, özel okul gibi kurumlarda sistem uygulanmalı daha da geliştirilmeliydi. Bunun için gerekli tanıtım yapılmalı görülen gelişme kamuoyu desteğiyle devlet eli ile milli eğitime sokulmalıydı. Bu konuda dünyada yeni başlayan SEL ve NLP destekli eğitim programları yüksek oranda olumlu sonuçlar vermiş, Amerika’da NLP üniversiteleri kurulmuştu. Dolayısıyla vakit kaybetmeden hareket edilmeliydi. Proje belli bir kişi ya da kurumun tekelinde olmamalı tamamen milletin olmalıydı, insanlara ki özellikle eğitimcilere açıklanmalı onların desteği alınmalıydı. Adı da konmuştu “15 sene içinde lider ülke Türkiye”. Düşünülenler uygulandığı zaman 15 yıllık bir süreç gerçekten yeterliydi.
Durumun göründüğünden çok vahim olduğunu üniversiteli, geleceğin eğitimci adaylarına yaptığım, projenin bilgilendirme seminerlerindeki reaksiyonlardan anlamıştım. Gerekli desteği alamamanın yanında cehaletin görülemeyecek derecedeki büyüklüğü beni bir sürelik umutsuzluğa sevk etmişti. Mevlana’nın “anlatacağın ancak karşındakinin anlayacağı kadardır” sözü kendini doğruluyor, hayatında Cin Ali’nin maceralarından başka kitap okumamış insanlar proje içinde ki NLP ile ilgili “NLP o kadar şeyi nasıl yaparmış bir insanda yetenek ya varmış ya da yokmuş dolayısıyla gelişme olmazmış” türünden bilgi olmadan varılan yargılarla cehaletin son noktasını gösteren tepkiler veriyorlardı. Ve de bu arkadaşlar geleceğin eğitimcileri olacaktı, yüzlerce öğrencileri olacaktı, yazıktı çok yazıktı. Bundan daha felaket bir tablo şu an hayal gücümden çıkamıyordu maalesef. Boşuna akıllı düşman cahil dosta tercih edilmemiş. Bunlar bu vatana terör örgütünden daha zararlıydılar çünkü teröristlerden bile öğrenilecek bir şeyler varken bu cahillerden alınacak tek iyi şey vefat ilanları olabilirdi herhalde.
Üniversiteleri olan, Üst düzey şirketlerin yöneticilerine, siyasi partilerin milletvekillerine aldırttığı, emniyetin, ordunun mensuplarına düzenli olarak verdirttiği, sağlıkta(Lance Amstrong), sporda(milli takımın Türkiye 3.lüğü Turgay Biçer), eğitimde, iletişimde ve de dünya çapında harikalar yaratan mükemmelliğin modellenmesinin adı NLP, benim tabirimle “bilinçaltının bilinçli yöntemlerle düzenlenmesi” bizim aradığımız çözümün ta kendisiydi. NLP eğitmenim Mustafa Baran Gül’ün de dediği gibi insanlarda donanım aynı fakat yazılım farklı. Bu fark da başarılı ile başarısız arasındaki farkı gösteriyor. Çevre inanç potansiyel sonuç döngüsü başarıyı beliriyordu. Yani olumsuz telkinlerin yapıldığı çevredeki insan bir zaman sonra inançları olumsuzlaşmaya, potansiyeli azalmaya dolayısıyla negatif sonuçlar almaya başlıyordu. NLP burada çevrenin ve kendinin söylediği olumsuzlukların sesini kısıyor, zihinsel görselleştirme, modelleme, çapalar, ototelkin gibi yöntemlerle bilinçaltını başarıya programlıyor ve sonuçta başarı elde ediliyordu. Basit bir benzetmeyle dövüş kulübü filmindeki Edward Nortan’ın canlandırdığı karakterden Brad Pitt’in canlandırdığı karaktere dönüştürüyordu insanı. Bir yanda kendini sınırlayan hayal kuramayan ve eyleme geçemeyen karakter diğer tarafta tüm bunları başarmış karakter. Filmin sonunda bu karakterler arasında sadece ne fark kalıyor; “düşünme biçimi” insanlar aynı dimi, işte bizim böyle insanlara ihtiyacımız var ve de güzel olan taraf bu yöntem beyni olan her insanda uygulanabilir hatta az önce hatırladığım tepkileri veren cahil güruh bile -ki ilk önce onların bu tür bir programlanmaya ihtiyacı var- bu eğitimden faydalanabilirdi.
Karamsarlığa kapılan kalpler çözüm yolunu bulamaz özdeyişiyle sorunu fazla düşünmeden çözüme odaklanılmalıydı. Aslında düz mantık düşünüldüğünde eğer ki proje destek görse öğrencilerin böyle hassasiyetleri olsa zaten sistem kendi kendini geliştirirdi. Mesele hassasiyet temelinde, konumların farklı yerler işgal etmesiydi. Maslow’un değerler piramidi insanları sırasıyla “fiziksel, güvenlik, sevgi, saygı, kendini bilme, kendini gerçekleme ihtiyacı” şeklinde kategorize ediyordu. Özel teşebbüsler bu konuda artırılacak eğitimcilerin fiziksel ve güvenlik ihtiyaçlarının, yani anlık ve geleceğinde ki maddi durumunun güvence altına alındığı, düzenli yapılacak geliştirilmiş eğitmen eğitimiyle yetiştirilen eğitimcilerden oluşan kadro NLP ve SEL programları ile desteklenmiş sistem bir tane kurumda bile hakkıyla yapıldığı zaman gözlenecek başarı liberal rekabet ortamında genişleyecek, hedefe ulaşacaktır. Sonucunda gelişmiş bireyler hayallerdeki Türkiye’yi oluşturacaktır.
Türkler törelerinde olan ‘kızıl elma’ misyonuyla ulaşılamayacak en yüksek seviyeyi hedeflemektelerdi. Felsefe sözlüğünde ki karşılığı “maddesel kaygılardan uzak, gerçekleşmesi güç, üstün değer, beklenti ve amaçlara bağlılık, ülkücülük” olan “ideailzm” bu olsa gerekti. Adamın biri bir gün aşk hikâyelerine konu olan Leyla ile karşılaşmış ve çok şaşırarak;
“mecnun nasıl sana âşık olmuş sen hiç güzel değilsin ki?”
diye sormuş. Leyla ise cevaben;
“benim güzelliğimi bilemezsin çünkü sen mecnun değilsin ki”
demiş. Yeme, içme, üreme gibi sadece organizmanın işlevini devam ettirmek için dünyada olduğunu sanan insan elbette adamın Leyla’yı gördüğü gibi görür vatanı ve o şekilde gördüğü için vatansız kalır bir süre sonra, ama şükür Mecnun’lar var ki gereğinde sulayarak vatan yapar kara toprağı. Tarihte üç kıtada at süren Türklerin sırrı hayallerine sınır koymadan en yükseği mecnunca istemeleriydi. Şimdi iki tercihimiz var; ya Mecnun olup ruhumuzla var olacağız, ya da sıradanlaşarak bu milletler mezarlığı Anadolu'da yok olacağız.
Logged

SİZ HAYAT SÜREN LEŞLER:
SİZİ KİM DİRİLTECEK.
AngeluS
Tanrı Misafiri
*

Site puanı: 0
Offline Offline

Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2007
Mezuniyet Yılı: 2011
Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #132 : Ağustos 04, 2008, 01:45:27 pm »

slmlar arkadaşlarrrrrrrrrrrrrrrr
Logged
poncuk:)
poncuk:)
Harbi GencSau lu
*****

Site puanı: 30
Offline Offline

Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2006
Mezuniyet Yılı: 2010
Mesaj Sayısı: 414



« Yanıtla #133 : Ağustos 04, 2008, 07:46:15 pm »

selam Şirin heyttt bee burda matematikçi samanlıkta iğne Cheesy aylar sonra bi çıt sesi duyuldu Cheesy
Logged

alptuğ
Tanrı Misafiri
*

Site puanı: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #134 : Ağustos 06, 2008, 05:22:10 pm »

ya arkadaslar bu kaldırılacak dersler hkkndda bi bilginiz vr mı
Logged
alptuğ
Tanrı Misafiri
*

Site puanı: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #135 : Ağustos 06, 2008, 05:34:25 pm »

matematik bölümünün kaldırılacak dersleri nelerdir ve bu kaldırılacak dersler transkript ten ne zamn silinecek bi bilginiz var mı??? varsa bilgilendirin lütfen
Logged
poncuk:)
poncuk:)
Harbi GencSau lu
*****

Site puanı: 30
Offline Offline

Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2006
Mezuniyet Yılı: 2010
Mesaj Sayısı: 414



« Yanıtla #136 : Ağustos 06, 2008, 11:19:39 pm »

http://rapidshare.com/files/126781681/Matematik_Ders_Plan_Do_syas1.xls.html

bu linkte matematik ders planı mevcut,burdan yüklersin : ) transkriptten derslerin silinmesiyle ilgili bi bilgim yok Undecided
« Son Düzenleme: Ağustos 06, 2008, 11:21:28 pm Gönderen: poncuk:) » Logged

huseyingfb55
Bakınan Üye
**

Site puanı: 0
Offline Offline

Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2008
Mezuniyet Yılı: 2011
Mesaj Sayısı: 37


« Yanıtla #137 : Ağustos 16, 2008, 11:56:37 am »

selam arkadslr bende matematıgı kazandım bu sene baslıcam ıns..kampus derslerın zorlugu sehrın yasam sartları nasıl bılgılendırcek bırılerı varmı??
Logged
candy_ff
Katılan Üye
****

Site puanı: 6
Offline Offline

Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2007
Mezuniyet Yılı: 2011
Mesaj Sayısı: 183


gönlünün 'FATİH'ini bulan üye:)


« Yanıtla #138 : Ağustos 16, 2008, 12:40:11 pm »

selam arkadaşlar öncelikle sizin gibi yeni cevherleri aramızda görebilicek olmamız gerçekten çok manidar Afro ilk dönem afallamazsınız inşallah gerçekten insan ne olduğunu şaşırıyor bide öss yorgunu olmak gerçekten kötü Undecided matematik bölümü zor ama dersleri boşlarsanız içinden hiç çıkamazsınız..sakarya çok kötü biryer değil alışınca hiç fena değil gerçekten..umarım hepiniz için hayırlı olur tih.bölümümüze hoşgeldiniz..Wink alkış
« Son Düzenleme: Ağustos 16, 2008, 12:44:54 pm Gönderen: candy_ff » Logged

alptuğ
Tanrı Misafiri
*

Site puanı: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #139 : Ağustos 16, 2008, 12:46:49 pm »

bana bu link i yollayan arkads sen bunu neren bldn ?
Logged
Sayfa: 1 ... 12 13 [14] 15 16 ... 53   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!