anonyme
Tanrı Misafiri
Site puanı: 0
Offline
Fakülte: Mühendislik Fakültesi
Giriş Yılı: 2007
Mezuniyet Yılı: 2004 öncesi
Mesaj Sayısı: 3
|
 |
« Yanıtla #70 : Temmuz 17, 2009, 08:29:34 ÖS » |
|
Afüvv

Afüvv : Affeden, bağışlayan Al-Afu : The Pardoner who pardons all who sincerely repent.
Cenab-ı Hak buyuruyor: "Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir." (1) "Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir." (2) "Bil ki Rabbin, affı bol olandır " (3)
* Afüv kelimesi, kur'an'da; toplam beş ayette geçip dört yerde buna yakın bir mana ifade eden "el-Gafur" ismiyle, bir yerde ise "el-Kadir" ismiyle birlikte kullanılmıştır. * Afüv, kullarının hataları ve günahları nedeniyle oluşan izleri silen ve onları cezalandırmayandır. Kullar işeledikleri günahları terk edip tevbe ettiklerinde ve Allah'tan bağışlanma dilediklerinde, Allah onların bu günahlarını affeder ve hatta onları iyiliklere çevirir. * Allah, bu dünyada tevbe eden günahkar kullarını affeder. Günahlarda ısrar edip tevbe etmeyen mümin kullarını da ahirette affeder. * Bu İsmi Bilmenin Faydaları: * Her müslüman Allah'ın mutlak affedici olduğunu ve şirk dışında bütün günahları affedebileceğini bilmeli ve böyle inanmalıdır. o Yüce Allah şöyle buyuruyor : "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. (4) * Kul, kendide, insanların hatalarını bağışlamalı ve onlara kin beslememelidir. Bunu yapmakla, Allah'ın affedenler hakkındaki övgüsüne ve verdiği sevaba kavuşur. o Yüce Allah şöyle buyuruyor : "Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir." (5) * Sana haksızlık eden ve sana kötülük yapam kimseleri affetmelisin. Bilmelisin ki, Allah affedenleri sever.
Kaynaklar: 1) Hac, 60 2) Zümer, 53 3) Necm, 32 4) Nisa, 48 5) Şura, 40 6) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ALİ
Tanrı Misafiri
Site puanı: 0
Offline
Mesaj Sayısı: 5
|
 |
« Yanıtla #71 : Temmuz 20, 2009, 05:26:17 ÖS » |
|
Rauf Rauf : Çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen, kolaylık sağlayan Ar-Ra'uf : The Kind who is very Compassionate. Cenab-ı Hak buyuruyor: " O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir." (1) "Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, azabınızı çarçabuk verirdi. Gerçekten Allah Rauf'dur, Rahim'dir." (2) "Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir." (3) "Muhakkak Rabbiniz Rauf'dur, Rahimdir" (4) Rauf'un anlamı ilk anda "Rahim" kelimesinin anlamıyla aynı gibi görünüyorsa da, Kuran-ı Kerim'de geçtiği yerlerde Cenab-ı Hakk iki sıfatı da beraber zikrettiği durumlarda Rauf'u Rahim'den önce buyurmuştur. Raûf, kullarına kolaylık sağlayan demektir. Çünkü Yüce Allah kullarına kaldıramayacakları ibadetler ve yükler yüklememiştir. Yaşlılık, hastalık ve zayıflık gibi hallerde onları birçok ibadetlerdn muaf tutmuştur. Allah'ın yarattığı tüm canlılar kusursuz, üstün bir yaratılış ve kompleks bir yapı sayesinde yaşamlarını sürdürmektedir. Bu, O'nun merhametinin ve rahmetinin bir delilidir. Çünkü hiçbir canlı kendisi için en uygun, en elverişli şekilde yaşamak için güç sarfetmemiş, sadece Allah'ın üstün aklına teslim olmuştur. O, ihtiyaç duyabileceği herşeyi zaten kendisine vermiştir. Mesela bütün canlıların kendilerini savunmak için farklı yetenekleri vardır. Kimisi son derece korkutucu bir görünüme sahiptir, kimisi zehirli, kötü kokulu veya yakıcı gazlar püskürtür. Bazıları atik ve çabuktur; düşmanlarından hızla kaçarlar, böyle olmayanlar ise farklı bir savunma şekli olarak dayanıklı zırhlarla kaplıdır. Bir kısmı bedenlerini düşmanlarından saklayabilecek şekilde bir görüntüye sahiptir, diğer bir bölümü de ölü taklidi yaparak düşmanı kandırabilecek şekilde var edilmişlerdir. Şüphesiz canlılar bütün bu niteliklere tesadüfen ya da kendi istekleriyle ulaşmamışlardır. Her müslüman Allah'ın dışında mutlak şefkat sahibi kimse olmadığını bilmelidir.Allah'ın kullarına bol nimetler vermesi, onlar çeşitli tehlikelerden koruması- nefislerinin arzu ve isteklerinin peşinden koşmalarına mani olması, O'nun kullarına olan şefkat ve merhametindendir. Bazen bir musibet vererek onları tökezleterek doğru yola girmelerini sağlaması, O'nun şefkat ve merhametinin gereğidir. Bu bela ve musibetler dıştan böyle görünebilir; ancak gerçekte bunlar, kendileri için şefkat ve merhamettir. (6) Nefsinize Acıyınız: Allah'ın bu ismini bilen kimse, Allah'ın kendisine şefkat ve merhamet ettiği gibi o da, nefsine acımalı, ona gücünden fazla yük yüklememeli ve yapısını aşan şeylerden sorumlu tutmamalıdır. Nefse acımak demek, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından ve tehlikelerinden onu korumak demektir. Nefsine acıyıp ona şefkat gösterdiğin gibi, başka insanlara da acımalı ve onlara da şefkat elini uzatmalısın. Böylece şefkatli bir kalbe sahip olur, her iki dünyada Allah'ın şefkat ve merhametinin seni kuşatmasını sağlamış olursun. (6) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Tevbe, 117 2) Nur, 20 3) Bakara, 143 4) Bakara, 207 5) Nahl, 7 6) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gülgölge
Katılan Üye
  
Site puanı: 0
Offline
Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2007
Mezuniyet Yılı: 2004
Mesaj Sayısı: 175
|
 |
« Yanıtla #72 : Temmuz 21, 2009, 12:37:28 ÖS » |
|
Malikül Mülk

Malikül Mülk : Mülkün ebedi sahibi Malik al-Mulk : The Owner of All.
Cenab-ı Hak buyuruyor: "De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın." (1) "Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir." (2) "Oldukça kudretli, mülkünün sonu olmayanın yanında doğruluk makamındadırlar. " (3)
Allah, mülkün gerçek sahibidir, ebedi sahibidir. Bütün her şey O'nun mülküdür. "Mülk de O'nun, hamd de O'nun."
Allah, mülkün ebedi sahibi olduğuna göre O'na sığınmaktan başka çaremiz yoktur. Sadece O'na dua etmeli, yalnız O'ndan korkmalı, yalnız O'na umut bağlamalı, yalnız O'na boyun eğmelidir. Şu an bulunduğunuz yerden etrafınıza baktığınızda gördüğünüz herşeyin Sahibi vardır. Oturduğunuz koltuk, Sahibinin var ettiği atomlardan oluşmaktadır. Saksıda duran çiçek, Sahibinin ona sağladığı imkanlarla (güneş, su vs.) büyümektedir. Pencereden görünen deniz ve içindeki tüm canlılar Sahipleri dilediği için orada bulunmaktadır. Ve hatta kendi bedeniniz; o da sizden tamamen bağımsız olarak sizi var edenin kontrolündedir. Tüm uzuvlarınız, damarlarınız, sinir sisteminiz, hücrelerinizin her biri Sahibinizin ilminin ve üstün aklının eserleridir. Bu sayılanların hiçbiri sizin sahip olmayı düşünüp tasarladığınız, sonra da var ettiğiniz şeyler değildir. Siz dünyaya gözünüzü açtığınızda hem kendi bedeninizdeki kusursuz sistemle, hem de içinde bulunduğunuz dünyayla ve hatta tüm evrenle karşılaştınız. Ancak bundan önce bunların hiçbirine sahip değildiniz ve bundan sonra da kendi iradenizle bunlara sahip olmanız mümkün değildir. Elbette bu gerçek tüm insanlar için geçerlidir. O halde herşeyin mülkü onları Yaratana aittir; yani herşeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah'a. Bu açık gerçeğe rağmen insan körleşir ve O'nun varlığını gözardı ederek elindeki herşeyin kendisine ait olduğu zannına kapılır. Tüm acizliğine rağmen kendini üstün görme yanılgısı içinde olan insan büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat bu inkar yalnızca kendisine zarar verir. (4)
-------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Ali İmran, 26 2) Müminun, 116 3) Kamer, 55 4) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2009, 12:44:54 ÖS Gönderen: gülgölge »
|
Logged
|
|
|
|
red kit
yeni üye
Tanrı Misafiri
Site puanı: 1
Offline
Fakülte: Diğer
Giriş Yılı: 2000
Mezuniyet Yılı: 2014
Mesaj Sayısı: 14
yalnız kovboy
|
 |
« Yanıtla #73 : Temmuz 22, 2009, 03:56:20 ÖS » |
|
Zü'l - Celali Ve'l - İkram Zü'l - Celali Ve'l - İkram : Ululuk ve ikram sahibi Dhul-Jalali Wal-Ikram : The Lord of Majesty and Bounty who possesses both greatness and gracious magnanimity. Cenab--ı Hak buyuruyor. "Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak." (1) "Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir." (2) Resulullah buyuruyor: "Yâ Ze'l-celâli ve'l-ikram'ı sıkça tekrarlayın" Bütün azamet ve ikramlar Allah'a aittir. Bütün iyilik ve ikramlar O'ndan kaynaklanır. O'nun genelde insanlara, özelde dostlarına ikramının sınırı yoktur. İkram, nimet verenin değer verdiği, sevgi ve saygı gösterdiği kimselere nimet verdiğinde kullanılır. Örneğin; velilere verdiği keramet nimetlerini ifade etmek için "ekremehu" (ona ikramda bulundu) denilir. Allah, başkalarına ikram etmediği nimetleri kendilerine ikram ederek onları onurlandırmış, değer vermiş ve üstün makamlarla onları ödüllendirmiştir.Allah, kullarına bu dünyada ikramda bulunabileceği gibi onu, ahirete de erteleyebilir. Allah, nimetini hak edene de etmeyene de verir. Ancak ikramı, hak etmeyenden başkasına vermez. Ahirette nimetini hak etmeyenlere vermediği gibi. (3) Dünyada insanın hoşuna gidecek sayısız nimet vardır. Allah kullarının hoşnut olacağı çeşitli detaylarla dünyayı süslemiştir. Ancak elbette Allah'ın sonsuz kerem ve ihsanını asıl olarak göstereceği yer cennettir. Kuran'da tasvir edilen cennet, O'nun sonsuz ikramını gözler önüne sermektedir. Cennetin Kuran'da anlatılan en belirgin özelliklerinden biri 'nefislerin arzuladığı herşeyin' verilmiş olmasıdır. Cennetin altından ırmaklar akar, Yemişleri ve gölgelikleri süreklidir, Ne sıcak ne soğuk, tam kararında bir gölgelik vardır. Müminlere istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verilecektir. Yüksek köşkler bina edilmiştir. Bu köşklerin altlarından ırmaklar akmaktadır. Özenle işlenmiş mücevher tahtlar üzerinde oturur ve etraflarını 'bakıp seyrederler. Yapılan ikram da son derece ihtişamlıdır. Kendileri için hizmet eden civanlar çevrelerinde gümüşten billur kaplar ve kupalar dolaştırırlar Müminlerin giyimleri de son derece göz alıcıdır. (4) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Rahman, 27 2) Rahman, 78 3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 4)Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
HeBeLeHuBeLe
HeBeLeHuBeLe
GencSau Demirbaşı
    
Site puanı: 157
Offline
Fakülte: Diğer
Giriş Yılı: 2000 öncesi
Mezuniyet Yılı: 2004 öncesi
Mesaj Sayısı: 1191
aramasın gözler o şimdi asker 9/2-K.D.
|
 |
« Yanıtla #74 : Temmuz 23, 2009, 11:57:31 ÖÖ » |
|
Muksit Muksit : Adalet gösterici, adaletin gerçek sahibi, hükmünde adil Al-Muqsit : The Equitable One who does everything with proper balance and harmony. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Allah, hakimlerin hakimi değil midir?" (1) "O hakimlerin en iyisidir." (2) Allah, hakimlerin hakimi, hükümdarların hükümdarı değil mi? Hakimler, hükümdarlar isyan edenlere ceza; itaat edenlere, iş görenlere ecir ve ödül verir bir "din" demek olan ceza ve sorumluluk kanunlarını uygularlar da, onların hepsinin üzerinde hakim olan yüce Allah hükmünü yerine getirmez, ceza ve ödül vermez, dinini yürütmez olur mu? Elbette olmaz. Hiç kuşku yok ki insanı o en güzel biçim ile yaratan Allah, hakimlerin hakimidir. Onun dini her dinden üstün hak dindir. O dinini yürütecek, güzel ile çirkini, yalancıyı doğruyu ayıracak, iman edip samimiyet ve ihlasla güzel güzel ameller yapan müminlere mükafat verecek; kâfirleri, dinsizleri de aşağıların aşağısına yuvarlıyacaktır. O halde insan olan, dine yalan dememeli, cezayı inkâr etmemeli, insan kuvvetli olunca haklı olur, her yaptığı kalır, ceza görmez, ceza kanunu acizlere özgüdür sanmamalı; hakim, hükmünde kendi kuvvetine aldanıp da hak ve adaletten ayrılmamalı, o hakimler hakiminin hüküm ve kudretinden korkmalı, aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan sakınmalı, onun dinine girmeli, ona iman edip Allah'ın kullarına karşı adalet ve âlemin düzelmesine hizmet ile o tükenmez ecir ve mükafata ermelidir. Yoksa insanı o en güzel biçimde yaratan Allah'ı, hakimlerin hakimi değildir zanneden kendine yazık etmiş olur. Bu durumda bu âyet kâfirlere tehdit, müminlere müjdedir. (4) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Tin, 8 2) Araf, 87 3) Ellmalı Tefsiri
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
Hercaİ
soğuk nevale
Katılan Üye
  
Site puanı: 2
Offline
Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2008
Mezuniyet Yılı: 2012
Mesaj Sayısı: 172
'Ben...Onların sessizi bu yakanın delisi...'
|
 |
« Yanıtla #75 : Temmuz 24, 2009, 02:47:34 ÖS » |
|
 Câmi : İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan Al-Jami : The Gatherer who brings together what it wills, when it wills, where it wills. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır." (1) "Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir." (2) "Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir." (3) "Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin." (4) "Mahşer vaktinde sizi toplayacağı gün, işte o zarar günüdür." (5) "Ve, onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. " (6) "Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik." (7) Câmi, Allah'ın zati ve fiili sıfatları arasında yer alır. Zati sıfat olarak Cami, Allah'ın bütün faziletleri ve güzel nitelikleri kendinde toplaması ve bunlara sahip olması anlamına gelir. Çünkü tüm bilgiler, varolmadan önce O'nun yanında bulunmaktadır. Böyleyken Allah'ın ilmi, kendi iradesi ve kudretiyle yarttığı varlıklarla ilgili bilgileri kuşatmaz mı? Fiili sıfat olarak Câmi ismi, Kur'an'da daha çok bu anlamda kullanılır. O gerçekten dağınık, benzer ve birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplayandır. Parçaları bir araya getirip birleştiren, özel bir terkip oluşturan, böylece onlara özel bir yapı kazandıran, şanı yüce olan Allah'tır. Birbirini seven kalpleri bir araya getirenve kaynaşmalarını sağlayan O'dur.Ölümden sonra dağılıp yok olan beden parçalarını tekrar dirilişle bir araya getiren, ölümle birbirinden tamamen ayrılan ruh ve bedeni yeniden birleştiren O'dur.Kıyamet günü bütün insanları huzurunda toplayacak, zalim ile mazlumu bir araya getirecek O'dur. ( 8 ) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Nisa, 87 2) Nisa, 140 3) Kehf, 99 4) Al-i İmran, 9 5) Teğabün, 9 6) Enfal, 63 7) Mürselat, 38 8 ) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Devrim
Umutları Düşlerinde değil, Yüreğinde Yaşat.
Harbi GencSau lu
   
Site puanı: 62
Offline
Fakülte: Teknik Eğitim Fakültesi
Giriş Yılı: 2004
Mezuniyet Yılı: 2004
Mesaj Sayısı: 543
Çirkin KraL
|
 |
« Yanıtla #76 : Temmuz 25, 2009, 01:34:28 ÖS » |
|
Gani Gani : Çok zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan Al-Ghani : The Rich One who is infinitely Rich and completely independent. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O'dur." (1) "O'nun ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur." (2) "Biliniz ki Allah zengindir." (3) "Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir." (4) "Şüphesiz Allah, âlemlerden hiçbirine kesinlikle muhtaç değildir. " (5) "Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hakikaten Allah, yalnız O zengindir, övgüye değerdir." (6) " Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah alemlere muhtaç değildir." (7) Gerek zat ve sıfatlarında, gerek işlerinde hiçbir zaman, hiçbir surette, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bunun yanında herşeyin kendisine muhtaç olduğu tek zengin O'dur. Allah'ın başkasının kendisine ibadet etmesine de ihtiyacı yoktur. O'na inanıp ibadet etmeleri, kendisine bir yararı olmadığı gibi, inanmamaları ve emirlerine itaat etmemelerinin de kendi kendisine bir zararı yoktur. ( 8 ) Din ve ibadet Allah'ın ihtiyacı değil, insanların ihtiyacıdır. Hem yarattıkları içinde Allah'a ihtiyacı en çok olan fakirler sadece insanlardır. İnsan zayıf olarak yaratılmış olmakla, hangi mertebede olursa olsun hiçbir zaman Allah'a ihtiyaçtan kurtulamayacağı gibi, emaneti taşıyan insan ruhunun duyduğu ihtiyaç o kadar çoktur ki, onun yanında diğer yaratıklara fakir bile denmez. İnsanın bu ihtiyacını tatmin etmek için de Allah'tan başka mabud bulunmaz. Başkaları bir kıtmire bile malik değil Allah ise ganiydir. Hiçbir ihtiyacı olmayan ve her şeyden müstağni, tam mânâsı ile zengin, ganiy O, yalnız O'dur. O sizin ibadetinize muhtaç olmadığı gibi, bütün ihtiyaçlarınızı tatmin edebilecek güce de sahiptir. (9) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Fatır, 15 2) Yunus, 68 3) Bakara, 267 4) Zümer, 7 5) Ankebut, 6 6) Hac, 64 7) Al-i İmran, 97 8 ) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 9) Elmalı Tefsir, Fatır
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 04, 2009, 07:14:57 ÖS Gönderen: numberbir »
|
Logged
|
Ben Bir Eşkıya'nın Hayata İtirazıyım!!
Susarsam Çatışma, Konuşursam Savaş, Yazarsam Destan.. Seversem Devrim Olur!!!
|
|
|
cell_da
Tanrı Misafiri
Site puanı: 0
Offline
Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2008
Mezuniyet Yılı: 2012
Mesaj Sayısı: 10
|
 |
« Yanıtla #77 : Temmuz 26, 2009, 01:55:15 ÖS » |
|
Muğni Muğni : Dilediğini zengin eden Al-Mughni : The Enricher who enriches whom will. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Zengin eden de yoksul kılan da O'dur." (1) "Seni fakir bulup zengin etmedi mi?" (2)
* Allah, kendiliğinden zengindir. Mutlak zengin, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan Allah'tır. O'nun dışındaki her şey, kendiliğinden O'na muhtaçtır. * Kendini zengin sanan kul ne kadar zengin olursa olsun yine de, varlığı ve zatı ile kendisini yaratan Rabb'ine muhtaçtır. Allah, kuluna bol nimetler verir, ona merhamet ve ihsanını yağdırır, açık ve gizli cömertlikte bulunur. * Miskin kul, geçici olarak nimetlere sahip olduğunu görünce, kendisinin de bu kocaman kainatta bir pay sahibi olduğunu zanneder. Kendisine muhtaç bir gözle değil zengin bir gözle bakar. Yoktan yaratıldığını, daha önce içinde bulunduğu muhtaçlık ve yoksulluk durumunu unutur.Kendi hakikatini, fakirliğini, muhtaçlığını, Rabb'iyle irtibatlı olma zorunluluğunu unutan, bu yüzden haddini aşıp isyan eden kimse kaybeder. * İnsanlar arasında en zengin kimse, Allah'a en çok muhtaç olduğunun bilincinde olandır. Allah katında insanların en üstünü bu kimselerdir. * Bil ki gerçek zenginlik ancak, Allah ile elde edilir. Zira O, kendi katında mutlak zengin olan ve asla başkasına muhtaç olmayandır. O'nun dışındakilerin temel özelliği muhtaçlıktır.
Kaynaklar: 1) Necm, 48 2) Duha, 8 3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 04, 2009, 07:14:23 ÖS Gönderen: numberbir »
|
Logged
|
|
|
|
* EyLüL *
FY54
GencSau Demirbaşı
    
Site puanı: 463
Offline
Fakülte: Eğitim Fakültesi
Giriş Yılı: 2006
Mezuniyet Yılı: 2010
Mesaj Sayısı: 2143
|
 |
« Yanıtla #78 : Ağustos 04, 2009, 09:42:03 ÖS » |
|
Mani: Mani : Dilediğini engelleyen Cenab-ı Hak buyuruyor: "Allah'ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O'nun tuttuğunu O'ndan sonra salıverecek de yoktur." (1) "De ki: 'Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi?Yahut bana bir rahmet dilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?' " (2)
* Resulullah buyuruyor: Ey Allahım! Senin verdiklerine mani olacak, mani olduklarını da verecek kimse yoktur. (3) * Allah, inkarcıları kötülerken bu ismi kullanmış ve şöyle buyurmuştur:"Ve hayra da mâni olurlar." (4) * Allah'ın Mâni olması, dünyada olabileceği gibi ahirette de olabilir. Allah bu dünyada kimi marifet ve ibadetlerinden men eer, zikrini onu termel azığıyapmazsa, bu kimse gerçek anlamıyla bütün hayırlardan mahrum edilmiş olur. En büyük musibet işte budur. Hem dünyada hem de ahirette ilahi ihsanlardan men edilenler, hiçbir zaman mesut olmazlar. * Allah, nimet verme ve vermemeye kadir olandır. O'nun vermemesi cimriliğinden değil, bir hikmetinin gereğidir. * Mani olan Allah, düşmanlarına karşı dostlarını koruyuphimaye eden ve onlara yardım edendir. * Bu ismi bilmenin faydaları: * Her müslüman, Allah'tan başka men eden ve engelleyen olmadığına inanmalıdır. Gerçek veren ve mani olanın Allah olduğunu bilen kimsenin, kalbini insanlarla meşgul etmemesi, onlara güvenip dayanmaması, kanaatkar ve hoşnut bir kalple Rabb'ine yönelmesi gerekir. * İnsanlardan biri mani olduğunda, gerçek mani olanın Allah olduğuna inanmalı, aracıları bir kenara iterek onlarla meşgul olmamalıdır. Allah'ın bütün varlıklara üzerinde güç sahibi olduğunu, gölgenin gölgesi olduğu şey üzerinde bir etkisi olmadığı gibi insanların da gerçekte bir etkisi olmadığını bilmelidir. Bu yüzden gerçek fail olan Allah'ı düşünmeden mani olan insanları kötülememelidir. Allah, hayra mani olanı kötülediği için kötülemelidir.Kaynaklar: 1) Fatır, 2 2) Zümer, 38 3) Buhari, 744 4) Maun, 7 5) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mahtavika
Bakınan Üye

Site puanı: 19
Offline
Fakülte: Mühendislik Fakültesi
Giriş Yılı: 2005
Mezuniyet Yılı: 2009
Mesaj Sayısı: 43
|
 |
« Yanıtla #79 : Ağustos 06, 2009, 04:13:03 ÖÖ » |
|
Darr Darr : Dilediğine bela verici, zarar verici, O'nun takdiri olmadan kimseye zarar verilemeyen. Ad-Darr : The Creator of The Harmful who creates things that cause pain and injury. Cenab-ı Hak buyuruyor: Menfaatleri ve mazaaratları yaratan, ancak Allah'tır. Bütün olaylar sebeplerle meydana geliyorsa da, sebepler yok olanı var edemez. Onlar ancak insanların elinde birer tutamak ve Hak'tan bir isteme vesikası olmak üzere yaratılmıştır. İnsanın menfaat ve zararlarına hakim ve rakipsiz müessir ancak Allah'tır. O, insanlara, menfaat ve zararları ayırd edici kuvvet vermiştir. Allah'ın bir zarar vermeyi dilemesini hiç bir şey önleyemez. Allah her şeyi yaratan ve yarattığına bir etki koyandır. Her şeyin olumlu ve olumsuz etkisi O'nun yed-i kudretindedir. O'nun iradesi, dilemesi ve izni olmadan hiçbir şey etkisini gösteremez. Allah'a sadece Dâr ismiyle dua etmek caiz değildir. Bu nedenle her iki isimle (Darr, Nâfi) birlikte dua edilmelidir. Bu iki ismin birlikte zikredilmesi, Allah'ın dilediğine yarar sağlamaya dilediğine de zarar vermeye kadir olduğunu gösterir. Zira zarar verme veya yarar sağlama gücüne sahip olmayanın varlığı ve etkiside olmaz. (3) Bu ismi bilmenin faydaları: Her müslüman Allah'tan başka zarar veren biri olmadığına inanmalı, O'nun iradesi ve fiiliyle gerçekleştiğini bilmelidir.Dünya hayatı da ahiret hayatı da yarar ve zarar arasında taksim edilmiştir. Buna göre cennet saf yarar, cehennem de saf zarardır. Dünyada geçekleşen zarar, ahiret için bir yarara dönüşebilir. Bu durumda bu dünyadaki zarar, mecazi anlamdadır. Eğer dünyadaki zarar, ahiret için de bir zarar ise bu durumda zarar gerçek anlamdadır. -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Nahl, 53 2) Enam, 17 3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 4)Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 5)Islam City
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|