malummat
Harbi GencSau lu
   
Site puanı: 33
Offline
Fakülte: Başka Üniversite
Giriş Yılı: 2003
Mezuniyet Yılı: 2004
Mesaj Sayısı: 406
|
 |
« Yanıtla #60 : Haziran 30, 2009, 01:39:53 ÖÖ » |
|
Mukaddim  Mukaddim : İstediğini öne alıcı, dilediğinin mertebesin yükselten * Yüce Allah, istediği kimseleri önegeçirir, istediği kimseleri de geri bırakır. Bu öne geçirme veya geri bırakma dini konularda olduğu gibi yaradılış ve maddi konularda da olur. Yüce Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Kimine zenginlik vermiştir, kimine vermemiştir. (1) * Mukaddim ve Muahhir isimlerinden birini zikretmeden yalnız ötekiyle dua etmek caiz değildir. Her ikiside Allah'ın fiili sıfatlarındandır. Dilediğini öne alan, dilediğini arkada bırakan O'dur. Öne alınan kimse yüksek mertebeler çıkar. Geri bırakılan ise en aşağı mertebelere iner. Geri bıraktığını öne çıkarmaz, öne çıkardığını da geriye bırakmaz. Bu iki ismi birlikte zikretmek, ayrı zikretmekten daha güzeldir. (2) * Bu İsmi bilmenin Faydaları: * Müslüman, Allah'ın öne çıkardığını öne çıkarmalı arkaya koyduğunu arkaya koymalıdır. Allah'ın ibadet etmekle yükseltip azizi kıldığı kimseye saygı duymalı ve ona yakın olmalı, günah işleyerek zelil kıldığı kimseden de uzak durmalıdır. * Allah'ın Mukaddim ve Muahhir olduğunu bilen kimse, ibadet ve iyiliklerinin çokluğuna güvenmez, günah ve kötülüklerinin çokluğu nedeniyle de Allah'tan ümit kesmez. Zira Allah'a uzak gibi görünen nice kimseler yakın, yakın gibi görünen nice kimseler de gerçekte O'ndan uzaktır. * Daima kötü sondan, günahları öne alıp ibadetleri geriye bırakmaktan Allah'a sığınırız. (2) Kaynaklar: 1) Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş., 2002 2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
Ezeli sirlari ne sen bilirsin ne de ben , Bu muammali harfleri ne sen cozebilirsin ne de ben , Perde arkasinda bir sen ve ben dedikodusu var amma , Perde kalkinca ne sen kalirsin ne de ben....
|
|
|
cerenefe
cerenefe
GencSau Demirbaşı
    
Site puanı: 194
Offline
Fakülte: Eğitim Fakültesi
Giriş Yılı: 2007
Mezuniyet Yılı: 2011
Mesaj Sayısı: 1547
:) :)
|
 |
« Yanıtla #61 : Haziran 30, 2009, 10:19:42 ÖS » |
|
Muaahhir Muaahhir : İstediğini sona erteleyici, yüksek mertebelerden indirilen Al-Mu'akhkhir : The Delayer who sets back or delays whatever it wills. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Allah onları yalnızca korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir." (1) Mukaddim ve Muahhir isimlerinden birini zikretmeden yalnız ötekiyle dua etmek caiz değildir. Her ikiside Allah'ın fiili sıfatlarındandır. Dilediğini öne alan, dilediğini arkada bırakan O'dur. Öne alınan kimse yüksek mertebeler çıkar. Geri bırakılan ise en aşağı mertebelere iner. Geri bıraktığını öne çıkarmaz, öne çıkardığını da geriye bırakmaz. Bu iki ismi birlikte zikretmek, ayrı zikretmekten daha güzeldir. (2) Allah, kullarının teşebbüslerini bazen onların beklentilerine uymayacak şekilde ertelemesi, sonuçsuz bırakmasında mutlaka derin hikmetler vardır. O'nun takdirini saygı ile karşılayıp bu ertelemeyi O'ndan olduğu bilinciyle kabul etmek lazımdır. İşte bu kulluktur. Bu İsmi bilmenin Faydaları: Müslüman, Allah'ın öne çıkardığını öne çıkarmalı arkaya koyduğunu arkaya koymalıdır. Allah'ın ibadet etmekle yükseltip azizi kıldığı kimseye saygı duymalı ve ona yakın olmalı, günah işleyerek zelil kıldığı kimseden de uzak durmalıdır. Allah'ın Mukaddim ve Muahhir olduğunu bilen kimse, ibadet ve iyiliklerinin çokluğuna güvenmez, günah ve kötülüklerinin çokluğu nedeniyle de Allah'tan ümit kesmez. Zira Allah'a uzak gibi görünen nice kimseler yakın, yakın gibi görünen nice kimseler de gerçekte O'ndan uzaktır. Daima kötü sondan, günahları öne alıp ibadetleri geriye bırakmaktan Allah'a sığınırız. (2) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) İbrahim, 42 2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
AnKa
GencSau Demirbaşı
    
Site puanı: 87
Offline
Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2008
Mezuniyet Yılı: 2012
Mesaj Sayısı: 777
..::Portakal Çiçeği::..
|
 |
« Yanıtla #62 : Temmuz 01, 2009, 02:04:15 ÖÖ » |
|
Evvel Evvel : Varlığının başı olmayanCenab-ı Hak buyuruyor: "O Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır." (1) * Cenab-ı Hak yaratmayı başlatan ve sürdürendir. Bütün mükevvenatı var eden, bütün nesne ve olayları icad edip ortaya çıkarandır. Her şeyden evveldir. Bir evveli, bir öncesi yoktur. * O'dur Evvel, her şeyden önce, başlangıcı yoktur ve her şeyin ilkidir. Çünkü varlıkların hepsinin başlangıcı ve hepsini ortaya çıkarandır. Ve son, hepsinin yok olmasından sonra O, bâkidir "O'nun zâtından başka her şey helak olacaktır..." (Kasas,88), "Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak ." (Rahmân, 26,27) âyetlerinin ifade ettikleri mânâya göre varlıkların hepsi helak ve fenâya gider ve gidebilir, ancak O, kalır. Bütün yaratıkların, varlık sebepleri ortadan kalkınca esasen helak edilirler ve yok olurlar. Sonra bütün işler ona döndürülür. Binaenaleyh O, hepsinden evvel olduğu gibi, hepsinin gayesi ve varlığın sonudur. Binaenaleyh O'nun için ne yalnız Evvel ve de yalnız Ahir diye hükmetmemeli, "Evvel ve Ahir" demelidir. (2) * Allah Teâlâ, başlangıcı olmayan evvel, sonu olmayan Âhir'dir. O, her şeyden önceki Evvel'dir, her şeyden sonraki Âhir'dir. O, var etmede ve yaratmada Evvel, hidayete ve başarıya erdirmede Âhir'dir. O, kalplerdekini bilen Avvel, ayıp ve kusurları örten Âhir'dir. Başlangıç ilk olarak Allah'la başladı, son olarak dönüş yine O'nadır. (3) Bu İsmi Bilmenin Faydası: * Allah'ın Evvel olduğunu bilmek, sadece sebeplere bakmaktan, bunlar üzerinde durup düşünmekten kurtulmamızı ve daha geniş düşünmemizi sğlar. O'nun salt lütuf ve ihsanına ve merhametine bakmamıza yardım eder. Hiçbir varlığın herhangi bir katkısı olmadan O'nun bize sayısız nimetler verdiğini düşünmemizi sağlar. Mutlak yokluğun olduğu bir ortamda bütün varlığı sonra da bizleri yarattı. Bütün varlıklar yok iken, adı dahi zikredilmezken O, her şeyi bizim için hazırladı. BiBize güç ve kuvvet verdi, varlıklar için sebep-sonuç kanunu koydu. O'nun varlığı hiç bir vesileye bağlı değildir. Allah'ın Evvel ismini bu şekilde anlayan O'na mutlak manada muhtaç olduğunu bilir. Bütün içtenliği ile O'na ibadet etmesi gerektiğini daha iyi anlar. (3) * 'Evvel' ve 'Ahir'in yarattıklarının bir başı ve bir sonu vardır. Yaşımız kadar yaşıyoruz ve bizi ilk defa getiren, son defa götürüyor. Yani O'ndan geldik O'na dönüyoruz. Öyle ise O'na yaraşır işler yapalım. Hayırlı hizmetlerde ilklere imza atalım. Kaynaklar: 1) Hadid, 3 2) Elmalı Tefsiri, Hadid 3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
SeSSiZ YoLcu
KaNuNSuZ
Bakınan Üye

Site puanı: 5
Offline
Fakülte: Diğer
Giriş Yılı: 2001
Mezuniyet Yılı: 2005
Mesaj Sayısı: 68
KaNuNSuZ
|
 |
« Yanıtla #63 : Temmuz 02, 2009, 01:50:31 ÖÖ » |
|
Ahir Ahir : Varlığının Sonu Olmayan Al-Akhir : The Last Cenab-ı Hak buyuruyor:"O Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır. O, her şeyi bilendir." (1)Hiç bir şey yok iken Allah vardı ve her şey yok olduktan sonra Allah yine var olacaktır. O'dur Evvel, her şeyden önce, başlangıcı yoktur ve her şeyin ilkidir. Çünkü varlıkların hepsinin başlangıcı ve hepsini ortaya çıkarandır. Ve son, hepsinin yok olmasından sonra O, bâkidir "O'nun zâtından başka her şey helak olacaktır..." (Kasas,88), "Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak ." (Rahmân, 26,27) âyetlerinin ifade ettikleri mânâya göre varlıkların hepsi helak ve fenâya gider ve gidebilir, ancak O, kalır. Bütün yaratıkların, varlık sebepleri ortadan kalkınca esasen helak edilirler ve yok olurlar. Sonra bütün işler ona döndürülür. Binaenaleyh O, hepsinden evvel olduğu gibi, hepsinin gayesi ve varlığın sonudur. Binaenaleyh O'nun için ne yalnız Evvel ve de yalnız Ahir diye hükmetmemeli, "Evvel ve Ahir" demelidir. (2) Allah Teâlâ, başlangıcı olmayan evvel, sonu olmayan Âhir'dir. O, her şeyden önceki Evvel'dir, her şeyden sonraki Âhir'dir. O, var etmede ve yaratmada Evvel, hidayete ve başarıya erdirmede Âhir'dir. O, kalplerdekini bilen Avvel, ayıp ve kusurları örten Âhir'dir. Başlangıç ilk olarak Allah'la başladı, son olarak dönüş yine O'nadır. (3) Allah'ın Âhir olduğunu bilmek, insana sebeplere fazla önem vermemeyi, onlara bel bağlayıp güvenmemeyi, üzerinde fazla durmamayı öğretir. Bu sebeplerin sonuçta mutlaka yok olacağını ve son bulacağını, sadece Âhir olan Allah'ın bâki kalacağını bilmesini sağlar. Geçici varlıklara bağlanmak, yokluğa bağlanmaktır. Halbuki Âhir olan Allah'a bağlanmak, kesinlikle yok olmayacak ve ebediyen varolacak olana bağlanmaktır. O'na bağlanan yok olmayacak ve varlığı bir kesintiye uğramayacaktır. Oysa yok olacak geçici şeylere bağlanmak böyle değildir. Fani şeylererin yok olmasıyla, onlara bağlananlar da yok olacaktır. Allah'ı bu şekilde tanıyan daha bir samimiyetle O''na ibadet etmeye çalışır. O'ndan başka hiçbir şeye güvenip bel bağlamaz. Sadece Allah'a yönelmenin ve O'na dayanıp güvenmenin bir zorunluluk olduğunu anla. Her şeyin O'na döneceğini hatırından çıkarma. O'na kulluk et ki, kulluğun O'nun katında geçerli olsun. (3) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Hadid, 3 2) Elmalı Tefsiri, Hadid 3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 4) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 5) Islam City
|
|
|
|
|
Logged
|
"İnna Lillâhi Ve İnnâ İleyhi Raciûn..."
|
|
|
DoNCaRLoS
...DoNCaRLoS...
GencSau Demirbaşı
    
Site puanı: 336
Offline
Fakülte: Teknik Eğitim Fakültesi
Giriş Yılı: 2005
Mezuniyet Yılı: 2009
Mesaj Sayısı: 4267
DoNCaRLoS
|
 |
« Yanıtla #64 : Temmuz 03, 2009, 10:51:47 ÖÖ » |
|
Zahir

Zahir : Görünen, varlığı aşikar olan, Az-Zahir : The Manifest One who is Evident.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır." (1)
Zâhir, varlığı her şeyde açıkça görülen demektir. Çünkü her şey O'nun varlığına delildir. Hiçbir şey yoktur ki varlıkta ortaya çıkarken daha evvel O'nun varlığını isbat etmiş olmasın. Mamafih her görüneni de O zannetmemelidir. Çünkü O, âşikâr olmakla beraber gizlidir de. Duygularla hissedilemeyip hayal ile algılanamayacağı gibi, varlığının hakikatı da, akılların idrak ve kavrayışına sığmaktan münezzehtir. Binaenaleyh O'nun için ne yalnız Zâhir ne de yalnız Bâtın diye hükmetmemeli, hükmü, âtıftan sonraya bırakarak "Zâhir ve Bâtın" demelidir. (2)
O görünmeyen Zâhir, gizlenmeyen Bâtın'dır. Yardım etme ve rızık vermede Zâhir, varlıkların oluşumunu sağlayan Bâtın'dır. Allah'ın Zâhir oluşu, O'nun her şeyden üstün olmasını gerektirir. (3) Bu İsmi Bilmenin Faydası: Allah'ın bu ismini bilmek, kalbin tek bir ilaha yönelmesini ve ona ibadet etmesini sağlar. Bu isim insana, bütün içtenliğiyle yöneldiği, ihtiyaçlarını ilettiği ve sıkıntılı anlarda sığnıp dayandığı, hiçbir şeye muhtaç olmayn gerçek bir ilahın var olmasını sağlar. Bu anlam kulun kalbinde yer ettiğinde ve kul, Rabb'ini Zâhir ismiyle tanıdığında ibadetleri bir düzen ve intizama girer. bu ibadetler kendisi için bir sığınak, barınak vekorunacak bir yer olur. dilediği zaman bu sığınağa girer ve huzur bulur. (4)
Cuma namazından sonra 15 kere "Yâ Zâhir" ismini okursa batını, iç alemi münevver olur, nurlanır.
-------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Hadid, 3 2) Elmalı Tefsiri, Hadid 3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 4) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı Bölümü) Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
|
|
|
|
|
Logged
|
TurkishSoN Organization..
|
|
|
müstehil
pür-i ateş
Takılan Üye
 
Site puanı: 17
Offline
Fakülte: İlahiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2006
Mezuniyet Yılı: 2010
Mesaj Sayısı: 125
ilahiyat artık 4 :):)
|
 |
« Yanıtla #65 : Temmuz 06, 2009, 08:12:03 ÖS » |
|
Bâtın

Bâtın : Gizli, her şeyde gizli, O'ndan gizli bir şey olmayan. Al-Batin : The Hidden One who is hidden, concealed.
Cenab-ı Hak buyuruyor: "O Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır." (1)
Allah Teâlâ'nın varlığı, hem aşikar hem gizlidir.
O, âşikâr olmakla beraber gizlidir de. Duygularla hissedilemeyip hayal ile algılanamayacağı gibi, varlığının hakikatı da, akılların idrak ve kavrayışına sığmaktan münezzehtir. Binaenaleyh O'nun için ne yalnız Zâhir ne de yalnız Bâtın diye hükmetmemeli, hükmü, âtıftan sonraya bırakarak "Zâhir ve Bâtın" demelidir. Bâtın ismine bakarak Allah'ın, kendine de gizli olduğu zannedilmemelidir. (2)
O görünmeyen Zâhir, gizlenmeyen Bâtın'dır. O görünmeyen Zâhir, gizlenmeyen Bâtın'dır. Yardım etme ve rızık vermede Zâhir, varlıkların oluşumunu sağlayan Bâtın'dır. Allah bütün Bâtınlarda (gizliliklerde) mevcuttur. O'na hiçbir şey gizli değildir. O her şeyin içinde ve yakınındadır. Bâtın olmasıyla her şeye aslından daha yakındır. O'nun için görülmeyen görünendir. Sır ve gizlilik O'nun için geçerli değildir. (3) Bu ismi günde 3 kere okuyan bir kimse eşyanın hakikatlerini bilir ve Allahü tealanın sırlarına vakıf olur. (4)
-------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Hadid, 3 2) Elmalı Tefsiri, Hadid 3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 4) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı Bölümü) Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 06, 2009, 08:45:06 ÖS Gönderen: müstehil »
|
Logged
|
Kuluna cefa etmez HÜDASI.. Kulun çektiği kendi BELASI...
|
|
|
can_ke
Sana karşı nötr..
GencSau Demirbaşı
    
Site puanı: 60
Offline
Fakülte: İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Giriş Yılı: 2003
Mezuniyet Yılı: 2007
Mesaj Sayısı: 1272
|
 |
« Yanıtla #66 : Temmuz 07, 2009, 07:43:29 ÖS » |
|
Vali  Vali : Yardım eden, destek veren, veli, dost, işleri düzenleyen, yöneten ve idare eden. Al-Walí : The Protecting Friend who administers this vast universe and all its passing phenomena. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur." (1) "Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!" (2) "O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır." (3) "Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır." (4) "Bu, Allah'ın, inananların yardımcısı olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcıları yoktur." (5) "Allah müminlerin dostudur."(6) Allah, mümin kullarına yardım eder, düşmanlarına karşı onları destekler. Allah, iman edenlerin Veli'si (dostu ve destekçisidir). Kulun Allah'a dost olması demek, O'na inanması, O'ndan gelen her şeyi doğrulayıp tasdik etmesi, emirlerini uygulaması, yasaklarından kaçınması, yalnız O'na güvenip dayanması, açık ve gizli, bolluk ve darlık gib bütün hallerinde O'na teslim olması yalnız O'nu ve Resulünü sevmesi demektir. Müslüman, kendisini dost edineni dost edinmeli ve ona yardım etmelidir. Kenndilerinden olmayan kimseleri sırdaş ve dost edinmemelidir. ----------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Rad, 11 2) Hac, 78 3) Şura, 28 4) Bakara, 257 5) Muhammed, 11 6) Ali İmran, 68 7) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
|
|
|
|
|
Logged
|
ßeni Yormayın! --> Çok üşengecim ßana yalan söylemeyin ! --> Nefret Ederim ßana bişey sormayIn! --> ßiLmiyorum Ciddi olmayın --> ßen gülüyorum İçelim demeyin! --> Kullanmıyorum Gidelim diyin! --> Geliyorum Dalga geçelim. --> ßayılıyorum Derdinmi var ? --> Dinliyorum Çok mu zor? --> Ugraşıyorum ßana aşIk olma! --> ßen Haketmiyorum
Sıkıldım senden Hayat
|
|
|
omar
Ölümün bizi nerde bekledigi belli degil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim..
GencSau Demirbaşı
    
Site puanı: 358
Offline
Fakülte: Fen Edebiyat Fakültesi
Giriş Yılı: 2006
Mezuniyet Yılı: 2010
Mesaj Sayısı: 3699
tohum çatlarda bilmem kafa nasıl ÇATLAMAZ..
|
 |
« Yanıtla #67 : Temmuz 09, 2009, 05:31:58 ÖS » |
|

BERR
Berr : Kullarına şefkatli olan, iyilik yapan Al-Barr : Source of all Goodness who treats its servants tolerantly, and whose goodness and kindness are very great indeed.
Cenab-ı Hak buyuruyor: "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur." (1)
* Bu ismin kullar içinde kullanılabileceğini şu ayetde görüyoruz: "Anne babasına iyi davranan biriydi, zorba ve, isyankâr değildi." (2) * Ber isminin çeşitli anlamları: o Ber, kendisine isyan nedeniyle iyilik yapmaktan vazgeçmeyen ve iyiliği kesmeyendir. o Kendisinden isteyenlere güzel bağışta bulunan, ibadet edenlere de bol sevap verendir. o Kötülük yapana iyilik yapan, haksızlık edeni affeden, günah işliyeni bağışlayan, tevbe edenin tevbesini, özür beyan edenin özrünü kabul edendir. o Ber, kullarına yumuşak davranan, onlara kolaylık dileyen, zorluk dilemeyen, onları bütün yaptıklarından sorguya çekmeyen, bir iyiliğe on misliyle karşılık veren, buna karşılık kötülüğü sadece bir misliyle cezalandıran. * Ber İsmi Bilmenin Faydaları: * Kulun, günah işlediği zaman Allah'ın onu gördüğü halde bu kusurunu örterek kendisine iyilik yaptığını bilmesini sağlar. Eğer allah dileseydı o kusurunu örtmez ve onu insanlara rasında rezil eder, böylece insanların ondan uzaklaşmasını sağlardı.Kul, Allah'ın bu iyiliğini görerek günah işlemeyi terk etmeli, bu iyiliği daima hatırlamalı, Allah'ın ihsan ve keremini müşahede etmelidir. Yaptığı hataları telafi ederek Allah'la birlikte olmalı, O'nun emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıdır. * Kul, bütün samimiyetiyle Allah'a yönelmeli, doğru yolda olan yöneticilerin sözlerini dinleyip onlara itaat etmeli, bütün müslümanlara öğütlerde bulunmalıdır. * Yüce Allah'ın hoşnutluk ve iyiliğini her yolda kazanmak için; en sevdiğin ve en çok hoşlandığın şeyleri bağışlamalısın. Çünkü Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça "iyi" ye eremezsiniz" (3)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ICEMAN_1907
Tanrı Misafiri
Site puanı: 1
Offline
Fakülte: Mühendislik Fakültesi
Giriş Yılı: 2000
Mezuniyet Yılı: 2004
Mesaj Sayısı: 21
|
 |
« Yanıtla #68 : Temmuz 10, 2009, 07:08:03 ÖS » |
|
Müta'ali Müta'ali : Pek yüce, yüceler yücesi, aklın alabileceği herşeyden pek yüce Al-Muta'ali : The Supreme Onewho is Exalted in every respect, far beyond anything the mind could possibly attribute to His creatures. Cenab-ı Hak buyuruyor. "O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir " (1) "O, yücedir, büyüktür." (2) "Yüce Rabbinin adını tesbih et." (3) Allah'ın yüceliğinin üstünde hiçbir yücelik yoktur. Allah, her üstün ve yüksek makamın daha üstündedir. Allah kendi zatında yücedir. bu yüzden her şeyden daha yücedir. Yücelikte Allah'ın hiçbir kusur ve ayıbı yoktur. O, mutlak olarak en yücedir. O, ilimde, kudrette, hayatta, cömertlikte, merhamette ve diğer bütün sıftlarında kusursuz ve mükemmel olduğu gibi yücelikte de eksiksiz ve kusursuzdur. O'nun bu yüceliği cihet ve mekan bakımından değildir. Zira O, cihet ve mekandan münezzehtir (arınmıştır).Her şey, O'nun kudreti ve iktidarı altındadır. (4) Yaratılmışları överken mübalağadan özellikle sakınmak ve hiçbir yaratılmışı asla bu anlama varan bir üslub ve vurgu ile yüceltmemek lazımdır. Bu kavram ancak Allah'ı nitelendirir ve sadece O'na tahsisi gerekir. İnsanların bir kısmı etraflarındaki sayısız delile rağmen Allah'ın ululuğunu, yüceliğini takdir edemezler. Son derece aciz oldukları halde kendilerini büyük görmekte, kendilerini Yaratanı ise hiç düşünmemektedirler. Bu büyüklenme duygusunun nedeni kötülüğü emreden bir nefse sahip olmasıdır. Ancak iman edenler Allah'ın yüceliği karşısında insanın ne derece aciz bir varlık olduğunu, hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilirler. Evrenin her noktası Allah'ın büyüklüğünü yansıtır. Ama O'nun sonsuz gücünü ve ilmini anlatmaya asla kafi gelmez. Allah her türlü ortaklıktan, kusurdan, eksiklikten, sınırdan münezzeh olandır. Bütün üstün sıfatların ve bütün güzel isimlerin tek sahibidir. O'nun ilmi, aklı, gücü, kudreti, rahmeti, şefkati, fazlı, ihsanı sonsuzdur. 'Sonsuz' kelimesi Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilmek için üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir kavramdır. Allah ölümlerinden sonra insanları yeni bir yaratılışla yaratacak ve bundan sonra dünyada yaptıklarının bir karşılığı olarak cennet veya cehennemde devam edecek olan sonsuz hayatlarını başlatacaktır. Burada yüz değil, bin değil, yüzbin veya milyar yıl da değil, trilyon ya da katrilyon kere katrilyon yıl da değil, sonsuza kadar sürecek bir ömürden bahsedilmektedir. Yani yüz trilyon insan olsa, gece gündüz hiç durmadan yüz trilyonu yüz trilyon ile çarparak ilerleseler, yüz trilyon ömürleri olsa ve ömürleri boyunca bu işle uğraşsalar yine de yıl sayısını hesaplayamayacakları kadar uzun bir ömür. Oysa Allah öyle büyük bir ilme sahiptir ki insana göre 'sonsuz' olan herşey, O'nun bilgisi dahilindedir. Zamanın ilk yaratıldığı andan sonsuza değin geçecek olan her olayı, her düşünceyi, vakitleri ve şekilleri ile belirleyen ve bilen O'dur. (5) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Rad, 9 2) Bakara, 255 3) Ala, 1 4) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 5) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
celimitos
Bakınan Üye

Site puanı: 1
Offline
Fakülte: Mühendislik Fakültesi
Giriş Yılı: 2004
Mezuniyet Yılı: 2009
Mesaj Sayısı: 36
|
 |
« Yanıtla #69 : Temmuz 12, 2009, 02:17:51 ÖÖ » |
|
Tevvâb Tevvâb : Tövbeleri kabul eden Cenab-ı Hak buyuruyor. "Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır." (1) "Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister." (3) "O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir." (4) "O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden." (5) "Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir." (6) "Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz." (7) Allah, tevbeleri kabul eden, merhamet edendir ve hem tevbeleri kabul eden ve merhametli olan O'dur. O, o kadar merhametli bir Allah'dır ki, kulunu bir kere terkedivermekle ilel'ebed terkedivermez. Kulu dönüp tevbe ettikçe, İblis gibi ısrar etmedikçe yine bakar, yine bakar, sonsuz olarak bakar, bir oldu, iki oldu, nihayet üç oldu, "yetişir artık" demez, sayısız olarak döner bakar, çünkü çok merhametli'dir. Tevbe, esasen asla dönmek demektir. Şu halde kula nisbet edildiği zaman geçici olan günah halini bırakıp, aslî olan düzgün haline dönmek demek olur. Allah'a nisbet edildiği zaman da geçici olan öfke nazarından, aslî olan rahmet nazarına dönmek mânâsını ifade eder. Bunun için tevbenin şer'î mânâsı, kulun günahını itiraf ve ondan pişmanlık duyup, bir daha yapmamağa azmetmesi, Allah'ın da bu tevbeyi kabul ile günahı mağfiret etmesi diye açıklanır. (2) Kulun tövbesi tekerrür ettikçe Tevvab olan Allah Teala'dan da kabulü tekerrür eder. Bilinmelidir ki, bilgisizlikle, kasten veya sehven işlenen hiçbir günaha tam bir kararlılıkla dönmemek, tevbenin temel esasını oluşturur. Bu yüzden her ne surette olursa olsun günahtan tevbe etmek fazrdır. Şunu bil ki, her günahtan tevbe edilebiir Tevbe eden günahkar kul, sanki hiç günah işlememiş gibi olur. Tevbeler, ölüm anına kadar kabul edilmektedir. Bireysel olarak her insanın can çekişme anı gelmeden yapacağı tevbe kabul olunur. Genel olarak herkes için tevbe, Hz.Peygamber'in haber verdiği ve Kur'an'ın işaret ettiği alametler ortaya çıkmadıkça kabul olunur. Resulullah (s.a.v) buyuruyor. Allah, güneş henüz batıdan doğmadan önce tevbe edenin kimsenin tevbesini hkabul eder. (9) "Ey insanlar! Rabbinize tevbe edin. AIIah kasem olsun ben Rabbim Tebârek ve Teâlâ hazretlerine günde yüz kere tevbe ederim. (10) -------------------------------------------------------------------------------- Kaynaklar: 1) Bakara, 37 2) Elmalı Tefsiri, Bakara, 37 3) Nisa, 27 4) Şura, 25 5) Mümin, 3 6) Tevbe, 118 7) Nur, 31 8 ) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 9) Muslim, Zikr 43 10) Muslim, Zikr 42
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|